Eski Denizli milletvekillerinden biri Deniz Baykal’a rest çekti; “Ben 2 duble rakı içtim, karşına çıkmam, çıkamam..”
FERAH IŞIK yazdı
Siyaset, doğası gereği sadece bir yönetim sanatı değil, aynı zamanda bir duruş ve disiplin meselesidir. Özellikle Türkiye gibi toplumsal beklentilerin yüksek, siyasi iklimin ise bıçak sırtı olduğu ülkelerde, liderlik ve kadro disiplini, sadece günlük polemiklerin ötesinde bir ağırlığa sahiptir. Yakın zamanda bir eski milletvekilimizin paylaştığı Deniz Baykal anekdotu, siyasetin hem "olağan" hem de "olağanüstü" dönemlerinde neden bu denli özen gerektirdiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Denizli eski CHP milletvekili bir ağabeyimiz anlattı;
"Bir gün evde rakı içiyordum. Genel başkanımız Deniz Baykal telefon açıp evine çağırdı. Efendim gelemem dedim. Neden diye sordu. Efendim rakı içtim 2 duble dedim. İçtiysen içtin gel burada da kahve iç dedi. Olmaz efendim dedim. Ben CHP genel başkanının karşısına alkollü çıkamam dedim ve Deniz Baykal’ın yanına ertesi günü sabah erken saatte gittim.”
İKİ DUBLE RAKI VE DEVLET ADAMLIĞI CİDDİYETİ
Eski milletvekilinin aktardığı o an: "Genel başkanın karşısına alkollü çıkamam" ifadesi, aslında bir devrin siyaset yapma biçimine dair sembolik bir eşiktir. Bu, sadece alkol tüketimiyle ilgili bir çekince değil; temsil edilen milyonlara duyulan sorumluluğun, makama gösterilen saygının ve her an "göreve hazır olma" disiplininin bir yansımasıdır. Genel Başkan Deniz Baykal’ın "İçtiysen içtin gel, kahve iç" daveti ise, lidere özgü o erişilmezliği kıran ama aynı zamanda siyasi nezaket sınırlarını hatırlatan ince bir dengedir.
Siyasetçinin özel hayatı ile kamusal kimliği arasındaki o görünmez çizgiyi koruma çabası, temsil ettiği kitleye karşı duyduğu "saygılı mesafenin" en saf halidir.
MUTLAK BUTLAN’A RAĞMEN DAĞILMAMAK LAZIM
Bir uzman diyor ki; Siyasette alternatif senaryolar üretmek gerekir. Sadece reaksiyon göstermek değil, proaktif adımlarla geleceği şekillendirecek stratejiler geliştirmek gerekir. Süreçleri hukuk zemininde kurgulayarak, temsil edilen kitlenin haklarını koruyacak donanımlı bir altyapı oluşturmak gerekir. Manipülasyona kapalı, şeffaf ve güven veren bir iletişim diliyle kitleleri olası gelişmelere karşı önceden hazırlamak gerekir. Mutlak Butlan’a rağmen dağılmamak gerekir.
CHP’de parti içi yaşanan süreçlerin "sağlıklı bulunmaması", aslında yukarıda bahsettiğimiz "hazırlıklı olma" disiplininin zayıflamasından kaynaklanıyor. Bir siyasi hareket, eğer kendi içindeki ciddiyetini, disiplinini ve kurumsal nezaketini koruyamazsa, temsil ettiği milyonların umutlarını da riske atmış olur. Siyasetin en büyük trajedisi, temsil ettiği kitlelerin beklentileri ile partilerin iç dünyasındaki dağınıklığın arasındaki uçurumun derinleşmesidir.
Sonuç olarak;
Siyaset, sadece bir koltukta oturmak veya bir makamı temsil etmek değildir. O makamın ağırlığını her saniye hissetmek, hazırlıksız yakalanmamak ve her an "genel başkanın karşısına çıkacakmış gibi" tetikte ve disiplinli olmaktır. Denizli'den gelen bu nostaljik ama ders niteliğindeki uyarı, bugünün siyasetçileri için "özel hayat" ile "kamusal sorumluluk" arasındaki o ince çizgiyi yeniden hatırlatması açısından çok kıymetlidir. Siyaset, ciddiyetini yitirdiği an, umut da yitirilmeye başlar.
ÇARE VAR MI?
Seçilenler CHP'de görevden alınıyor. Tepkiler haklı ama dağılmamak gerekiyor. Kelaz Kılıçdaroğlu ve ekibini ne kadar eleştirirseniz eleştirin o koltuktan adam "KALKMAYACAĞIM" diyor.. Genel kurula kadar sabır etmekten başka çare var mı? Yeni parti kurulsa çözüm olacak mı? Maalesef yeni partinin iktidara gelmesi bence hayal gibi.. Baba ocağınızı terk etmeyiniz..
0 Yorum