İki Tekerlekten Görünmeyen Denizli...
Denizli’de sabah ve akşam saatlerinde yollara düşenler iyi bilir; şehrin trafiği artık eski sakin, kendi halindeki anadolu kenti temposundan çok uzak. Öyle ki, dur-kalk trafiğin içinde kaybolmamak, zamanı ve ekonomiyi doğru yönetmek için o sıkışık araç kuyruklarının arasından sıyrılıp gidecek pratik çözümlere, mesela kıvrak bir 125cc scooter'a bel bağlamak çoğu zaman en akılcı yol haline geliyor. Şehrin nabzını tutan, maliyet ve zaman hesaplarını iyi yapan herkesin aklındaki o büyük soru ise sokaklarda yankılanmaya devam ediyor: Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun "O tramvay bu meydana gelecek" diyerek yola çıktığı hafif raylı sistem projesi Denizli’nin ulaşım düğümünü gerçekten çözebilir mi?

Geçtiğimiz günlerde eski, sürekli arıza veren ve seferden çekilmek zorunda kalan otobüslerin yerine 38 yeni otobüsün filoya katılması, kanayan yaraya acil bir pansuman oldu. Ancak asıl büyük ameliyat, 2018’deki Ulaşım Master Planı'nda adı bile geçmeyen raylı sistemi şehrin anayasasına entegre etmek. Başkan Çavuşoğlu'nun Lüksemburg, İspanya ve Hollanda gibi ülkelerde sürdürülebilir ulaşım ve finansman modelleri üzerine yaptığı son temaslar, bu işin sadece bir seçim vaadi olarak kalmaması için atılan ciddi adımlar. Peki, bu devasa projenin teraziye koyduğumuzda artıları ve eksileri neler?

Projenin Artıları: Neden İhtiyacımız Var?
-
Zaman ve Maliyet Tasarrufu: Lastik tekerlekli ve trafiğe bağımlı bir toplu taşıma, verimliliğin en büyük düşmanıdır. Kendi özel hattında, dakikası dakikasına işleyen bir tramvay, binlerce insanın her gün yollarda kaybettiği binlerce saati geri kazandırır. Makroekonomik açıdan bakıldığında, işgücü kaybını ve fosil yakıt tüketimini devasa oranda düşürür.
-
Çevreci ve Sürdürülebilir Vizyon: Şehrin karbon ayak izini küçültecek vizyoner bir adım. Avrupa Yatırım Bankası gibi kurumların "yeşil finansman" kredilerine uygun bir altyapı oluşturulması, şehrin marka değerini de doğrudan yukarı çeker.
-
Delikliçınar ve Kent Merkezinin Yayalaşması: Dünyadaki modern örneklerinde (örneğin Barselona'daki süper bloklar) olduğu gibi, tramvay hatları geçtikleri bölgelerin ticari ve sosyal dokusunu canlandırır, şehre modern bir ritim katar.

Eksileri ve Zorlukları: Gerçeklerle Yüzleşmek
-
Ekonomik ve Finansal Yük: İşin en zorlu kısmı burası. Makro verilerin, enflasyonun ve faizlerin bu denli konuşulduğu bir ekonomik konjonktürde, böyle devasa bir yatırımın maliyetini karşılamak hiç kolay değil. Mevcut belediye bütçesinin ciddi bir borç yükü altında (devralınan rakam 11 milyar TL civarındaydı) olduğu düşünülürse, dış finansman bulmak ve projenin Cumhurbaşkanlığı yatırım programına alınmasını sağlamak zorlu bir bürokratik/finansal mesai gerektiriyor.
-
İnşaat Sürecinin Yaratacağı Kaos: Bir şehrin kalbine ray döşemek, yıllar sürecek bir şantiye alanı demektir. İstiklal Caddesi veya ana arterlerde yapılacak kazı çalışmaları, halihazırda sıkışık olan trafiği en az 1-2 yıl boyunca felç edecektir. Bu süreçte iki tekerlekli araç kullanıcıları bir şekilde aralardan kaçmayı başarsa da, otomobil ve otobüsler için büyük bir çile dönemi yaşanması kaçınılmazdır.
-
Topografik Engeller ve Güzergah Kısıtlılığı: Denizli, tamamen dümdüz bir ova şehri değil. Hafif raylı sistemin verimli çalışabilmesi için eğimin belirli seviyelerde olması gerekir. Bu da tramvayın sadece belirli bir ana koridorda hizmet verebileceği, şehrin çeperlerinde kalan mahallelerin yine aktarmalara ve otobüslere mecbur kalacağı anlamına geliyor.
Sonuç Olarak;
Denizli’nin bir raylı sisteme ihtiyacı olduğu tartışılmaz bir gerçek. Ancak bu vizyonun hayata geçmesi; sadece mühendislik değil, aynı zamanda çok ciddi bir finansal okuryazarlık, sabır ve ikna süreci gerektiriyor. O raylar döşenip ilk tramvay Delikliçınar'dan süzülerek geçene kadar, şehrin trafik stresiyle baş başayız. Bu dönüşüm tamamlanana dek, pratik çözümler üretip vizörün arkasından şehrin değişimini izlemek, yollarda vakit kaybetmek istemeyenler için en rasyonel seçenek olmaya devam edecek gibi görünüyor.
0 Yorum