İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Atatürkçü Düşünce Derneği’nden istifa etmesi kamuoyunda tartışılıyor. Ben bu istifayı yadırgamıyorum.
FERAH IŞIK yazdı
Ama asıl tartışılması gereken, bir belediye başkanının bir dernekten istifa edip etmemesi değil.
Asıl mesele şu:
Atatürk’ü sevmek, bir derneğe üye olmakla mı ölçülür?
Bence hayır.
Atatürk, yalnızca bir siyasi düşüncenin, bir derneğin ya da belirli bir grubun temsil ettiği bir isim değildir.
O, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.
Aynı zamanda emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin dünyadaki önemli örneklerinden biridir. Yalnızca Türk milletinin değil, bağımsızlık mücadelesi veren pek çok mazlum milletin de ilham aldığı bir devlet ve halk adamıdır.
Aradan geçen yaklaşık bir asra rağmen hâlâ Atatürk’ü konuşuyoruz.
Hâlâ tartışıyoruz.
Hâlâ onun düşüncelerini, yaptıklarını, devrimlerini ve Cumhuriyet anlayışını gündeme getiriyoruz.
Bu durum aslında Atatürk’ün tarihimizde ne kadar büyük bir iz bıraktığının da göstergesidir.
Ancak burada başka bir soru daha ortaya çıkıyor:
Dünyada kaç ülke, kurucu liderini bu kadar uzun süre ve bu kadar yoğun biçimde tartışmaya devam ediyor?
Elbette başka ülkelerde de kurucu liderler eleştiriliyor, tartışılıyor. Ancak, Türkiye’de Atatürk etrafındaki tartışmaların zaman zaman siyasetin günlük polemiklerine kadar indirgenmesi üzerinde düşünmemiz gerekiyor.
CEMİL TUGAY’A KATILIYORUM
İzmir’in başkanı Cemil Tugay’ın istifa açıklamasında söylediği, “Kalbimden Atatürk sevgisini kimse çıkaramaz. Az sayıda insan ADD’ye üye, İzmir’de Atatürk’ü seven milyonlar var. Onlar Atatürkçü değil mi?” sözleri de bu açıdan önemli.
Gerçekten de Atatürk sevgisini bir üyelik kartına sığdırabilir miyiz?
Bir derneğe üye olmayan insan Atatürkçü olamaz mı?
Ya da bir derneğe üye olan herkesin Atatürk’ü aynı şekilde anlaması mı gerekir?
Bence Atatürk sevgisini ve Atatürkçülüğü tek bir kuruma, derneğe veya siyasi anlayışa hapsetmek doğru değildir.
ATATÜRK’ÜN ADINI NEREDE KULLANDIĞIMIZA DA DİKKAT ETMELİYİZ
Bir başka mesele daha var.
Atatürk’ün adını her yerde görüyoruz.
Okullarda…
Caddelerde…
Bulvarlarda…
Parklarda…
Küçük tesislerde…
Kurumlarda…
Elbette bunların her biri kendi başına değersiz değildir.
Fakat bazen insanın aklına şu soru geliyor:
Atatürk’ün ismini yaşatmak sadece tabelaya isim vermek midir?
Bence değildir.
Atatürk’ün adına yakışan asıl şey; onun vizyonunu, çağdaşlık anlayışını ve bağımsızlık fikrini büyük işlerle yaşatmaktır.
Dünyanın sayılı projelerinden birini gerçekleştirirsiniz…
Türkiye’nin en modern teknoloji merkezini kurarsınız…
Dünyanın dikkatini çekecek bir kültür merkezini hayata geçirirsiniz…
Ülkenin en büyük ve en modern havalimanlarından birini yaparsınız…
Avrupa standartlarında dev bir stadyum inşa edersiniz…
Bunlara Atatürk’ün adını verirsiniz. İşte o zaman isim de anlam kazanır.
Çünkü Atatürk’ün adı yalnızca bir tabelada değil, başarıda, bilimde, teknolojide, sporda, sanatta ve çağdaş yaşamda yaşatılmış olur.
ATATÜRK’Ü KÜÇÜLTMEK DE, TEKELLEŞTİRMEK DE DOĞRU DEĞİL
Bence bizim en büyük hatalarımızdan biri de burada.
Atatürk’ü bazen o kadar günlük siyasi tartışmaların içine çekiyoruz ki, onun tarihsel büyüklüğünü kendi ellerimizle sıradanlaştırıyoruz.
Bir tarafta Atatürk’ü yalnızca kendisinin temsil ettiğini düşünenler…
Diğer tarafta Atatürk’ün mirasını tartışmanın ötesine taşıyarak reddedenler…
Oysa Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli, Türk tarihinin de en önemli şahsiyetlerinden biridir..
Atatürk sevgisi üzerinden insanları birbirinden ayırmak yerine, Atatürk’ün hangi değerleri bugün Türkiye için hâlâ anlam taşıyor, bunu konuşmalıyız.
Bağımsızlık…
Egemenlik…
Bilim…
Eğitim…
Çağdaşlaşma…
Üretim…
Cumhuriyet…
Ve en önemlisi, aklın ve bilimin rehberliği.
Bunlar üzerinde konuşmak, tartışmak ve gelecek kuşaklara aktarmak çok daha değerlidir.
ATATÜRK’Ü SEVMEK ESERİNİ BÜYÜTMEKTİR
Bugün Türkiye’nin her tarafında Atatürk ismini taşıyan yüzlerce, binlerce okul, cadde, meydan ve tesis var.
Bu güzel.
Ama artık yeni bir anlayışa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Her yeni binaya, her yeni parka, her yeni caddeye Atatürk’ün ismini vermek yerine, Atatürk’ün adına layık eserler ortaya koymalıyız.
Çünkü bir ismi yaşatmanın en güzel yolu onu sürekli tekrarlamak değil, o ismin temsil ettiği değerlere uygun işler yapmaktır.
Atatürk’ün adını bir tabelaya yazmak kolaydır.
Asıl mesele, o tabelanın arkasına dünya ölçeğinde bir eser koyabilmektir.
Bir üniversite kurarsınız, bilim üreten bir merkez haline getirirsiniz.
Bir teknoloji vadisi kurarsınız, gençleri dünyanın dört bir yanına yarışmaya gönderirsiniz.
Bir stadyum yaparsınız, sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da konuştuğu bir tesis olur.
Bir havalimanı inşa edersiniz, dünyanın en modern ulaşım merkezlerinden biri haline gelir.
Ve sonra o esere Mustafa Kemal Atatürk adını verirsiniz.
İşte o zaman Atatürk’ün adı gerçekten büyür.
Çünkü Atatürk’ü yaşatmak, sadece geçmişe bakmak değildir.
Geleceği kurmaktır.
Bence bugün Türkiye’nin Atatürk konusunda ihtiyacı olan şey de tam olarak budur.
Atatürk’ü kim daha çok seviyor tartışması yerine…
Kim onun hayal ettiği çağdaş, güçlü ve bağımsız Türkiye için daha fazla eser üretiyor?
Asıl sorumuz bu olmalı.
Çünkü Atatürk’ün en büyük mirası bir tabela değil.
Bir fikirdir.
0 Yorum